İBRAHİM HAKKI EFENDİ, KEMAH İLÇEMİZE BAĞLI MÜŞEKREK (PARMAKKAYA) KÖYÜ’NDE 1850 YILINDA DOĞMUŞTUR. ŞAM, MISIR VE HİCAZ TARAFLARINDA BULUNUP BİR SÜRE DE KONYA'DA İKAMET ETMİŞTİR. KONYA'DA İKEN MEVLEVÎLİĞE İNTİSAP ETMİŞTİR.

BİR ABİDE ŞAHSİYET KEMAH PARMAKKAYA KÖYÜNDEN

 İBRAHİM HAKKI EFENDİ

 

İbrahim Hakkı Efendi,  Kemah ilçemize  bağlı Müşekrek (Parmakkaya) Köyü’nde 1850 yılında doğmuştur.
Şam, Mısır ve Hicaz taraflarında bulunup bir süre de Konya'da ikamet etmiştir. Konya'da iken Mevlevîliğe intisap etmiş ve Erzincan’a gelip buradaki Mevlevîhâne’yi onararak şeyh olmuştur.

Konya dışında, Anadolu’da tesis edilen dört-beş Mevlevî tekkesinden birinin de Erzincan’da kurulduğunu biliyoruz. Tarihî hâdiseler, Erzincan’ın Mevlevîlikle olan ilişkilerinden başka, bizzat Mevlânâ soyundan kimselerin burada ikâmet ettiğini göstermektedir.

Hayatı hakkındaki bilgilerin bir kısmı Dîvân’ının sonunda yer alan hal tercümesiyle, Şemsü’l-irşâd adlı eserinde verdiği bilgilere dayanmaktadır.

Künyesindeki Arabî nisbesinden Arap asıllı olduğu anlaşılan İbrahim Hakkı öğrenimine Hacı Feyzullah Efendi adlı bir hocanın yanında başlamıştır.
Hocasının Erzincan'a yerleşmesi üzerine kendisi de oraya gitmiş, bir süre onun derslerine, ardından İstanbul'dan icâzet alarak dönen hocasının oğlu Mustafa
Zühdî Efendi'nin derslerine devam ederek icâzet almıştır.

Kitap yazacak seviyede Arapça ve Farsça öğrenen İbrahim Hakkı, hâl tercümesinde ilk olarak Ramazan 1299/Temmuz-Ağustos 1882 tarihinde İzmir'den hareketle hacca gittiği, menâsik-i hacca dâir verdiği bilgilerin Mekke ulemâsını hayretler içinde bıraktığı belirtilmekte, ancak Kemah’dan ne zaman ve niçin ayrıldığı, İzmir’de ne ile meşgul olduğu hususunda bilgi verilmemektedir.

Daha sonraki yıllarda birçok defa hacca giden İbrahim Hakkı Efendi bu yolculukları sırasın-da Şam ve Mısır ulemâsından ilim tahsil ederek tefsir, hadis ve tasavvuf a-lanlarında kendini yetiştirmiştir. Erzincan’da da ikâmet etmekle birlikte vaaz etmesi için Ramazan aylarında İzmir, Bursa, Sivas ve Trabzon gibi şehirlere dâvet edilmiştir.

Müşerkek, şimdiki adıyla Parmakkaya Köyü, Kemah’ın kuzey doğusunda, Munzur dağlarının tam karşısında, dağın yamacında, Kemah’a yaklaşık 40 km. uzaklıkta şirin ve küçük bir köydür.

Erzincan'lı ilk Mevlevîlerin bir kısmı bizzat Mevlânâ zamanında yaşamış ve onunla münasebet kurmuş kimselerdir. Erzincan’da ilk Mevlevî tekkesini kuran Hüsâmeddin Hüseyin Erzincanî, Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled'in halîfesi’dir.

Bu bilgilerden anlaşılıyor ki, Mevlevîlik Erzincan’da, bilhassa XIII. ve XV. asırlarda yoğun faaliyet göstermiştir. Tarîkat, XX. asrın başlarına kadar Erzincan’da bir kol olarak gelmiş ve bu zamandan sonra hiçbir faaliyeti olmamıştır. Bilinen Erzincanlı son Mevlevî şeyhi Kemahlı İbrahim Hakkı Efendi’dir.

1314/1896 senesninde Konya’yı ziyâretinde kendisine Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî tarafından manen sikke ve hil‘at giydirildiği,13 bu hâdiseden altı yıl sonra 120 seneden beri terkedilmiş vaziyette bulunan Erzincan Mevlevîhânesi’ni tamir ve ihyâ etmeye giriştiği, yanına bir de yedi odalı ‚Dârü’l-Mesnevî. yaptırdığı ve dergâhın şeyhliğine tayin edilerek irşâd faaliyetine başladığı kaydedilmekteyse de bir Mevlevî şeyhine intisap edip seyrü sülûkunu tamamladığına dair bilgi bulunmamaktadır.

İbrahim Hakkı, II. Meşrûtiyet’in ilanının ardından Erzincan Mevlevîhânesi'nin vakıflara dair işlerini takip etmek için 1328/1910 yılında İstanbul'a gitmiştir. Aynı yılın Eylül ayında bir Cuma günü namazdan sonra devrin pâdişahı Mehmed Reşâd ve Şeyhülislâm Mûsâ Kâzım Efendi, devlet ricâli ve ulemânın huzurunda Beşiktaş Sinan Paşa Câmii’nde Mesnevî'nin bir beytini şerhetmiştir. 1329/1911 senesinin ilk günlerinde yayımladığı Şemsü’l irşâd-Sultân Reşâd adlı risâlesi Meşrûtiyet idâresi aleyhinde ifadeler içerdiği gerekçesiyle toplatılmış ve İbrahim Hakkı’nın 5 Rebiü’l-âhir 1329/5 Nisan 1911’de Dîvân-ı Harb-i Örfî tarafından müebbeden Kemah’a sürgün edilmesine karar verilmiştir.

Harbiye Nezâreti mahkeme kararını Dâhiliye Nezâreti'ne göndererek gereğinin yapılmasını istemiştir. Ayrıca Emniyyet-i Umûmiyye Müdüriyeti ile merkez kumandanlığına durum bildirilmiştir.

Kemahlı’nın Şemsü'I-irşâd'daki ifadelerinden on beş yıl önce de İstanbul'a gittiği ve yine Sinan Paşa Camii'ndeki bir vaazından dolayı Erzincan'a sürgün edildiği anlaşılmaktadır.

Kemah'a gittikten bir ay sonra Kaymakamlığa bir dilekçe veren İbrahim Hakkı bazı işlerini takip etmek üzere Erzincan'a gitmek için izin istemiş ve bu isteği olumlu karşılayan Kemah kaymakamının konuyla ilgili yazısını Erzincan mutasarrıfı Erzurum valiliğine göndermiştir.

Ancak vali isteği uygun bulmadığı gibi şeyhin Kemah’ta kalmasının doğru olmadığını, Mevlevî Dergâhı Şeyhliği sırasında birçok kişiyle dostluk kurmuş olması yüzünden Erzincan’a gelmesinin de sakıncalı bulunduğunu, başka bir vilâyete sürgün edilmesinin gerektiğini Dâhiliye Nezâreti’ne bildirmiştir (Cemaziye’l-âhir 1329/Haziran 1911).

Ancak İbrahim Hakkı, bu olaydan kısa bir süre sonra kefâletle Erzincan’a gelmesine izin verilmesini, artık şeyh olmadığı için geçimini temin etmek zorunda olduğunu, eğer kale bent ise ailesinin geçimini hükümetin sağlaması gerektiğini ifade eden bir dilekçe daha vermiştir.

Vali bu dilekçeyi de reddederek durumu Dâhiliye Nezareti'ne arzetmiştir. Valinin bu tavrına karşılık âlim, şeyh ve tüccarlardan oluşan bir grup İbrahim Hakkı’nın Meşrûtiyet aleyhtarı olmasının söz konusu olmadığını, Erzincan halkı adına affedilmesi konusunda yardımda bulunulmasının istirham olunduğunu belirten bir dilekçeyi sadarete göndermişe de bir cevap alamamıştır.

Bunun üzerine 22 Temmuz’da Dâhiliye Nezâreti'ne, bir sûreti de meşîhat makâmına gönderilen bir telgraf daha çekilerek aynı istekler bu defa ‚ıyd-ı millî. (23 Temmuz Bayramı) adına ve Erzincan’da kimsesiz çocukların dilinden tekrarlanmıştır. İbrahim Hakkı, Erzincan halkının bu girişimleri sonucunda bir süre sonra affedilerek Erzincan'a dönmüştür.

I. Dünya Savaşı sırasında cihâd-ı mukadde ilanının (14 Kasım 1914) ardından cihad dâvetine katılarak 10 Muharrem 1329/11 Ocak 1915’te Kanal Seferi’ne iştirak etmek üzere Mevlevîhâne’den Mevlevî gönüllüleriyle birlikte hareket etmiştir.

Onun başkanlığında Arapgir, Malatya, Antep, Kilis ve Halep'ten geçerek Rebiü’l-evvel 1333/1915 Şubatı’nda Şam’a ulaşan Mevlevî gönüllülerinin bu sefer sırasındaki faaliyetleri ve sefer dönüşü muhtemelen Erzincan’a gelen İbrahim Hakkı Efendi Millî Mücadele esnasında da aynı tavrı göstermiş, İstiklâl Savaşı’nın ilanı ile harekete geçerek en ön safta bulunmuştur.

Kurtuluş Savaşımızın sarıklı mücahitleri arasında yer alan ve altmış yaşında olmasına aldırmadan özellikle Erzurum ve Erzincan bölgelerin-de Kuvây-ı Millîye’yi desteklemiş, düşmanın buralardan atılmasında büyük hizmetleri olmuştur.

Erzurumlu Kadı Raif Efendi ile birlikte Doğu Anadolu bölgesinin düşmandan temizlenmesinde el ele beraber çalışmış ve böylece büyük bir tehlike daha bertaraf edilmiştir.
Rebiu’l-evvel 1343/14 Ekim 1924 tarihinde Erzincan'da bekâ yurduna göç eden İbrahim Hakkı’nın kabri Terzibaba Mezarlığı’ndadır.

Ölümünden önce idam talebiyle mahkemeye verildiği, rüyasında Hz. Peygamber'i görerek hazırladığı savunmasını okumaktan vazgeçtiğini çevresindekilere söylediği ve ertesi gün vefât ettiği, ölümünden emin olunmak için mezarının açılıp kontrol edildiği rivâyet edilmektedir.

1926'da İstiklal mahkemeleri tarafından hayatında ele geçirilemediği için cesedinin mezarından çıkarılıp asıldığına dair görüşlerin gerçekle bağdaşmadığı belirtilmektedir.
Arapça, Farsça ve Osmanlıca’ya vâkıf olan İbrahim Hakkı Efendi’nin Dîvân başta olmak üzere, Şemsü'l-irşâd li-Sultân Reşâd, Miftâhu’l-ma‘ârif, Tuhfetü’r reşâd fî Fezâili’l-Cihâd ve Pend-i Pesendîde der-Fezâil-i Rûze adlı eserleri vardır. 

İbrahim Hakkı efendi'nin sürgün edilmesine neden olan Şemsü'l-irşâd li-Sultân Reşâd. İstanbul’da 1329/1911 (32 s.) yılında basılan eserdir.

Sultân Mehmed Reşâd’a hitaben yazılmış nasihatnâme türünde bir risâledir. Müellif eserinde dinî hükümlere uymanın ve âdil olmanın önemini vurguladıktan sonra bir hadîse dayanarak Müslümânların yedi dönem geçireceklerini, Sultân Mehmed Reşâd devrinde dördüncü dönem olan zorbalık devrinin başladığını ifade etmektedir. Tasavvufî ve siyasî anlamda halîfe ve hilâfet kavramları üzerinde durmuş, ayrıca siyasî, içtimaî ve hukukî konularda tavsiyelerde bulunmuştur. Müellifin daha önce Sırât-ı Müstakîm’de yayımlanan mektubunda da bu konuya temas ettiği görülmektedir. Risâlenin ikinci basımı-nın (İstanbul 1339/1920) etkisi konusunda bilgi bulunmamaktadır.

Kaynak; Sezai Şimşek Anadoluda Mevlevilik Hareketleri Kitabı

Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü

Şemsü'l irşad li Sultan Reşat Kitabı

Kemahlı İbrahim Hakkı Efendi ve Eserleri/Faruk Tuncer

 

Recep Babacan 13.02.2011


 



Paylaş |                                         Yorum Yaz - Arşiv   3068 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın